Ads Top

Fransa Özel Birliklerinde Bir Türk

İki kafadarın niyeti, Paris’e gidip lejyoner olmaktı.Ancak İsmail Kurtoğlu yolda Fransız ordusunda lejyoner olmaktan vazgeçmişti. 
Süleyman Şahin ise kararlıydı. İsmail’i ikna etmek için epey çaba harcadı. Başaramayınca tek başına lejyoner olmaya cesaret edemedi. Ne tek kelime Fransızca biliyordu, ne de kendisine yardım edecek bir tanıdığı vardı o yaban ellerinde.

İstanbul’a döndüler. Süleyman, eskisi gibi taksi şoförlüğüne başladı ama aklı lejyonerlikte kalmıştı.
Altı ay kadar sonra topladı cesaretini. Tek başına yola çıkmak için hazırlıklara girişti.Kapıkule’den tek başına, üstelik otostop yaparak çıktı Paris yoluna. Fransa sınırında Paris trenine bindiğinde yüreği pır pır ediyordu.Paris’teki ilk geceyi bu düşlerle, uykusuz geçirdi. Sabah erkenden kalkıp, adresini önceden aldığı kışlaya gitti. İçeri girmesi kolay oldu, o geceden itibaren orada kalmasına izin verdiler ama hemen kabul etmediler Fransız Ordusu’na onu. bir buçuk ay kadar sürdü güvenlik soruşturmaları, sağlık kontrolleri ve işlemlerin tamamlanması.İmzayı atarken uyardılar onu. ‘Bak bu göreve girmek de zordur, çıkmak da.’ Ne kadar zor olduğunu görmüştü. Gelecek zorluklara da hazırdı. ‘Tamam, kabul ediyorum’ dedi, imzaladı belgeleri.
Dört aylık acemi eğitimi böyle başladı. Sportif mücadelelerden hep galibiyetle çıkıyordu. İçki ve sigara içmemesi en büyük avantajı olmuştu orduda. Lejyonda içki ve sigara içmeyen neredeyse yok gibiydi. Öğle yemeklerinde bira, akşam yemeklerinde de düzenli olarak şarap veriliyordu. Ama Süleyman içmiyordu.
En büyük sorunu tek kelime Fransızca bilmemesiydi. 15 günlük dağ eğitimine çıkmadan önce bütün lejyonerleri büyük bir spor salonunda topladılar. Değişik uluslardan insanlar biraraya gelmişti, dil bilmeyen çoktu aralarında. O yüzden tercümanlar getirmişlerdi. Fakat Süleyman tek Türk olduğu için, Türkçe bilen tercüman çağrılmamıştı.
Süleyman, toplantı bittiğinde ne anlatılanları anlamıştı, ne de gösterilen filmleri. Salon boşalırken komutanların yanına gidip hiçbir şey anlamadığını söylemeye çalışsa da aldırış etmediler. ‘Sonra anlarsın’ deyip dudak büktüler.


Anlatılanları anlamamanın bedelini iki gün aç kalarak ödedi. Dağa çıkarken üç kutu yiyecek verilmişti herbirine. O, sabah öğle akşam yemekleri diyerek üçünü de bir günde bitirdi. Oysa kutuların her biri bir gün boyunca idare ederek yemeleri için dağıtılmıştı! Sonraki iki gün yemek verilmeyince anladı bunu Süleyman. Çaresiz, bu olayın ardından kendini Fransızca öğrenmeye verdi.
Bir gece dağda ateşin etrafında toplanmış eğleniyorlardı. 65 kişilik bölüğün 50’si yabancıydı. Fransız komutan tek tek yoklayarak şarkı söyletmeye çalışıyordu onlara, ama kimsenin ortaya çıkmaya niyeti yoktu.
Süleyman, muziplik olsun diye kalktı. Ağır bir Türkçe şarkı söylemeye başladı. ‘Ne senin aşkına muhtaç/ Ne esirin olacağım.Başçavuş elindeki feneri, spot ışığı gibi kullanıyor, Süleyman’ı ve mikrofon gibi kullandığı matarasını aydınlatıyordu.İkinci mısrada kendini öyle bir kaptırdı ki, şarkı bittiğinde askerlerin alkışlarıyla hatırladı bulunduğu yeri. 



Acemilik bittikten sonra sıra, görev yerinin seçilmesine gelmişti. Afrika’da Kızıldeniz kıyısındaki Cibuti, Mayotte, Tahiti gibi Fransa sömürgesi olan ülkeler vardı seçenekler vardı. Süleyman, Cibuti’yi seçti, riskli bir bölge olduğu için maaşı yüksekti. Ancak S.Arabistan’a yakın diye vermediler Süleyman’ı. ‘Müslüman bir ülke olduğu için kaçma imkanı olur’ diye düşünüyorlardı.
Güney Amerika’da, Brezilya’ya sınırı olan Guyana’ya çıktı tayini. Gerçekten ne kadar sıkılırsa sıkılsın buradan kaçma imkanı yoktu. Güneşin sıcak yüzünü sadece dört ay gösterdiği adada yılın kalan bölümü yağmurlarla geçiyordu.
Birliğin çoğu, vahşi hayvanlarla dolu tropikal ormanlarda görev yaparken, Süleyman, Brezilya’ya uzanan yolun yapımında görevlendirildi. Yolun yapımı 15 yıl önce başlamıştı. Dört ay boyunca yapılanları yağmurlar başlayınca silip süpürüyordu her seferinde.
Yolu geçmeye çalışan bir timsahı başına çuval geçirerek yakalamak, grup halinde gezen maymunların saldırısı, öldürücü sivrisinekler, upuzun ve ürkütücü yılanlar sayılmazsa nispeten rahat bir işti Süleyman’ın görevi. Emrinde iki kepçe ve bir silindir vardı. Bu görevin bir yararı da ağır vasıta ehliyeti alması oldu. İstanbul’da taksi şoförlüğünü ehliyetsiz yapmıştı. Kimse de ona ehliyet sormamıştı o yıllarda.
Tatillerde bazen arkadaşlarıyla birlikte başkent Cayenne’ye gidiyor, orada eğleniyordu. Cayenne’ye gitmedikleri bir hafta sonu tatilinde, Guyana yerlileriyle futbol maçı yapılacaktı. Lejyonerler, oradan buradan buldukları farklı renklerdeki formalarıyla çıktılar sahaya.
Köyde yarı çıplak dolaşan yerlileri, sahaya çıkarken gördüklerinde neredeyse küçük dillerini yutacaklardı! Hepsi tek tip formaları, kramponlarıyla büyük bir kulübün futbolcularını aratmayacak kadar şık ve donanımlıydı. Meğer rakipleri, şehirde yaşayıp, hafta sonları köylerine dönen yerlilermiş! Ve tabii bir güzel yendiler lejyonerleri.
İki yıllık Guyana macerasından sonra bir ay Fransa’da tatil yapıp dinlendi Süleyman. Sonra belli oldu yeni görev yeri: Korsika.
Görevi, tabur komutanının şoförlüğüydü. Süleyman, Mont Blanc tepesinde komando eğitimi, Martinik adasında, Clemenso uçak gemisinde tatbikatlar ve tatiller dışında askerliğinin kalan bölümünü adada tamamladı.
Bu arada spora, özellikle de yüzmeye hayli zamanı oldu. Korsika’yı bir ucundan diğerine, tam 179 kilometre yürüyerek, rekor kırdı.
Rekorun ödülü, çavuşluktu. Madagaskar adasıyla Afrika kıtası arasında bulunan Mayotte adasında dört ay sürecek çavuş kursuna gönderildi. Bu şirin adada dört ay tam bir tatil yaptı aslında. Beş yılın tamamlanmasına birkaç ay kala bitti bu tatil.
Korsika’ya döndüğünde taburunun Lübnan’daki iç savaşa gönderildiğini öğrendi. Tabur, altı eksikle geri dönmüştü adaya. Süleyman’ınki büyük bir şanstı. Silah kullanmadan, bir çatışmaya girmeden böylece bitirdi lejyonerliği.
Artık sivil hayata hazırdı. Hem de bir Fransa vatandaşı olarak. Ancak hayatı, beklediği kadar düz bir çizgi izlemeyecekti.


Süleyman Şahin, askerlik sonrasında Fransa’da bir Türk kadınla evlendi, bir kızı, bir de oğlu oldu. Konfeksiyon ve kafe-bar işletmeciliği yaptıktan sonra,Türkiye’ye döndü. Niyeti bir iş kurmak, çocuklarını kendi ülkesinde okutmaktı.
Küçük kardeşi ve Romen eşinin işletmesi için bir market açtı Romanya’da. Ancak altı ayda kumarda batırdılar o yatırımı. Topkapı’da kardeşleriyle birlikte restoran malzemeleri satan bir işyeri açtı. İşyerinin bulunduğu Anadolu Halk Pazarı, Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde yıkılınca açıkta kaldı. Üstüne üstlük bir de Çınarcık’taki evi depremde yıkılmasın mı? Herşey üst üste gelince çareyi Fransa’ya dönmekte buldu. Ancak yaşadığı mali kriz, evliliğini de etkiledi. İki yıl önce eşinden ayrıldı. Son bir yıldır da çocuklarını görmedi.
51 yaşında olan Süleyman Bey, Paris’in kuzeyinde küçük bir kentte restoran işleterek sürdürüyor yaşamını. Bugünlerde hayli heyecanlı. Çünkü kendinden 20 yaş kadar küçük olan ikinci eşi Çinli Wanj Jun, dört aylık hamile...


Kaynak: Hürriyet
Blogger tarafından desteklenmektedir.